H A Z E L

Blog

Etiket: tumblr

G20’den sonra Avrupa’da neler yaşandı?

39621932_401.jpg

Avrupa’nın dört bir yanından gelen insanların işlediği suçlardan bazıları Hamburg’daki şiddet olayları arasında sayılabilir. Bu durum gözlerin aşırı sola çevrilmesine neden oldu. Deutsche Welle haberlerinde bu konuya eğildi.

Avrupa’da ne kadar aşırı solcu (left-wing extremists) bulunuyor?

Bu soruya cevap vermek kolay değil. Bu konuda sağ siyasal sol siyasaldan daha fazla araştırılıyor. Hamburg’daki kargaşa gösterdi ki, Avrupa’daki aşırı sol ağının faaliyetleri oldukça eşgüdümlü. Europol’a göre katılımcı sayısı hakkında bir tahminde bulunmak sağlıklı değil.

Alman İçişleri Bakanı, 2016 yılında Almanya’nın 81,4 milyon nüfusu bulunduğunu ve tahminlerine göre ülke genelinde 28,500 civarında aşırı sol eğilimli olduğunu, bunların da 8,500’ünün şiddet eğilimi gösterdiğini ifade etmiştir. Aşırı sol radikalizm Avrupa genelinde varlık göstermektedir ve en az Almanya’da olduğu kadar İtalya, Yunanistan ve İsveç’te de radikal sol kesim alt kültürü kendini göstermektedir. Nispeten varlıklı kesimin bulunduğu Zürih ve Bern’de de ciddi sol kesim sokak şiddeti görülmektedir.

 

Aşırı sol şiddeti yükselişte mi?

Göstergeler öyle olduğunu söylüyor. Europol’un son AB terör raporunda, “grupların operasyonel yeteneklerinin aşağılarda kaldığını” ortaya koymasına rağmen,2015’ten 2016’ya kadar sol kesim ve anarşist terör saldırılarının “keskin yükseliş” olarak değerlendirildiği görülmektedir. Alman İçişleri Bakanı sol kesim şiddetinin %10 artış gösterdiğini ifade etmiştir. 2017’de de G20 zirvesinin aşırı sol şiddet eğilimlerinde artış gözlemlenmesine katkısı olduğu gözlemlenmiştir.

Bununla birlikte, tüm aşırı solcuların eşit bir şekilde şiddet gösterdiğini söylemek mümkün değildir. Europol’un açıklamasına göre anarşist gruplar ve aşırı sol eğilimli bireyler şiddete daha fazla başvururken, aşırı sol hareketlere mensup olanlar şiddete daha az başvurmaktadır.

 

Kaç farklı tip aşırı solcu vardır?

Avrupa’da hayret verici sayıda aşırı sol grup bulunmaktadır. Ama uzmanlar üç temel kategoriye ayırmaktadır: Marx, Lenin öğretilerine sıkı sıkıya bağlı komünistler, anarşistler ve Hamburg’daki Rote Flora ya da Kopenhag’daki Christiana’daki gibi özerk radikaller. Alman İçişleri Bakanı bu gruplar arasında komünistlerin sayısının azaldığını, diğer iki grubun büyümeye devam ettiğini belirtmiştir. Bakan ayrıca “özerk” radikallerin şiddet olaylarının büyük çoğunluğundan sorumlu olduğunu belirtmiştir.

 

Aşırı sol kesimin işlediği suçlar nedir?

Cinayetten duvar yazılarına kadar herşey. Conspiracy of Fire Cell üyeleri, 2013’te Yunanistan’da aşırı sağ Altın Şafak derneğinin iki üyesini öldürmüştü. Aynı örgüt Almanya Maliye Bakanı Wolfgang Schäuble’ye gönderilen bombalı mektubu da üstlenmişti.

Tüm radikal sol kesim şiddet olayları aynı derecede dramatik değil, şüphesiz. Ancak Europol’un yazdığına göre: “2016’da Almanya’da anarşist aşırıcılar sayısız kundaklama olayı düzenlemiştir. Hedeflerinde polis ve sokaklardaki özel araçlar vardı. Belçika’da da benzer olaylar yaşanmıştı.

 

G20’ye yönelik şiddetin yansımaları nasıl olur?

Ani etki Almanya’daki ve Avrupa’nın diğer yerlerindeki insanların etkilenmesidir. Özellikle 7 Temmuz’dan önce buradaki insanlar olası bir aşırı sol şiddetine karşı hassasiyet kazanmıştır. Almanya’nın en büyük partilerinin siyasetçileri, muhafazakârlar ve sosyal demokratlar Avrupa’da aşırı solcuların geniş bir listesinin oluşturulması için çağrıda bulunmuştur.

Ancak Europol böyle bir listenin hali hazırda bulunduğunu ifade etmektedir. Emniyet teşkilatının Dolphin projesi hem sağ kesimde hem de sol kesimde, AB üye ülkelerini etkileyen  ciddi siyasi suçlarla ilgili bilgi alışverişine izin vermektedir.

 

Kaynak: http://www.dw.com/en/after-g20-a-look-at-left-wing-radicalism-in-europe/a-39629507

Avrupa’da Geçen Haftalar G20 – 2017

Avrupa’da Geçen Haftalar

(10 Temmuz – 14 Temmuz 2017)

Geçen hafta Avrupa’nın öne çıkan haberleri arasında önceki hafta tamamlanmış G-20 zirvesi, Brexit görüşmeleri, Kıbrıs görüşmeleri, Avrupa’nın göçmenlere ilişkin tutumu ve Fransa-Almanya arasındaki yakınlaşma göze çarpmaktadır.

Bu sene 7-8 Temmuz 2017 tarihlerinde Hamburg’da düzenlenen dünyanın en büyük ekonomisine sahip 19 ülkenin ve Avrupa Birliği’nin oluşturduğu G20 zirvesinin ardından alınan kararların yansımalarına bakıldığında, Merkel’in G20 liderlerini zamanın daraldığı konusundaki uyarıları sıkılıkla görülmektedir. Deniz temasıyla ön plana çıkan zirvede küresel olarak başa çıkılması gereken sorunların zirveye katılan ülkelerin ortak sorunu olduğu ve bu sorunları aşarken bu 20 ekonominin birbirine daha da yaklaşması gerektiğinin altı çizilmiştir. “Ağlandırılmış dünya oluşturmak” (Shaping an interconnected world) sloganıyla beraberlik vurgusu yinelenmiştir. Her ne kadar fazla görüş ayrılığı olsa da, beraber hareket edebilmenin uzlaşıdan yana hareket edilmesi ile mümkün olabilecektir.

G20’de Avrupa Birliği konseyi Başkanı Donald Tusk insan kaçakçılıklarına karşı ciddi bir mücadele verilmesi gerektiğini vurgulamıştır.

Birlikte hareket edilmesi gerektiğini vurgulayan Merkel’e rağmen, dünyadaki maden rezervleri konusundaki mücadele görülmeye değerdir. Gerçekçi olmak gerekiyor. Nitekim ABD’nin çelik sektörü konusundaki korumacı politikaları AB’yi endişelendirmektedir.

Zirvede iklim değişimi, enerji politikaları, Afrika’da ilerleme kaydedilmesi için çabalar, sağlık ve kadın hakları konuları üzerinde yoğunlukla durulmuştur. “Küresel Büyüme ve Ticaret”, “Sürdürülebilir Kalkınma, İklim ve Enerji”, “Afrika ile Ortaklık, Göç ve Sağlık” ve “Dijitalleşme, Kadınların Güçlendirilmesi ve İstihdam” konularında oturumlar düzenlenmiştir. G20 ekonomileri dünya nüfusunun üçte ikisini, dünyanın gayrisafi milli hasılasının beşte dördünü, dünya ticaretinin de dörtte üçünü oluşturmaktadır. Dünyanın g20 ekonomilerinden beklentilerinin yüksek olduğu da genel olarak varılan bir kanıdır.

2017-07-07-g20-familienfoto-en

Bundan sonra önümüzdeki haftalardaki gelişmeleri de buradan takip edebilirsiniz.

Babamı Babalar Günü’nde kaybettik…

DD1NyfgXgAIOh1S

 

İnanıyordum, olmadı…

O kadar zaman sonra buraya, “Artık atlattık, babam hala bizimle ve bizimle beraber daha da güçlü!” yazmak isterdim. Olmadı, olamadı… 21 gün önce babamı kaybettik… Daha biraz önce vefat haberini almış gibi hissetmeme rağmen 21 gün geçti…

Özledim, hem de çok… Şimdi zamanında çekmiş olduğum videoları var… Onlara bakıp özlemimi dindirmeye çalışıyorum…

Babamı babalar gününde mutlu etmek istedim, olmadı, hediyesini vermek istedim, olmadı… Hediyesi elimde kaldı… Üzerine yazdığım notla… Açılmadan senin geleceğin güne kadar benimle kalacak…

18 Haziran 2017…

Daha bizi terkedeceğinden habersiz eskilerden bir fotoğrafla şunları yazmıştım 17 Haziran 2017’de, uyumadan önce…

CANIM BABAM !!!

Babalar günün kutlu olun aslan babam! Seninle her zaman gurur duydum, her zaman sen benim babam olduğun için ne kadar şanslı olduğumu düşündüm! 
Daha birlikte çok güzel yıllarımız olacak, biliyorum.

Bana hayat verdiğin için sana nasıl teşekkür etsem az! Seni çok seviyorum canım BABAM!

18 Haziran 2017

 

O gece nasıl uyuyamadım, nasıl nefesim boğazımda düğümlendi, anlatamam… Çığlık atmaya çalıştım… Uykumda bağıramadım ama gerçekte sesimi eşim mutlaka duymuştur, dedim ama o da duymamış… O gece uyuyamadım…

Pırıl pırıl bir güne uyandık… Sabah babamı görmeye gitmek için heyecanla hazırlandım…  O kadar zaman makyaj yapmamıştım, babamın morali biraz düzelsin, bu özel günde kendini biraz daha iyi hissetsin diye makyaj yaptım…

Hastane’ye gittim… Ben hastaneye vardığımda ağabeyim babamın yanına çıkmıştı… İndi, tansiyonu 60/30… başta düşük olmasını önemsemedim… Bir keresinde bana holter takılmıştı ve sabaha karşı derin uyuduğum saatlerde benim de 60/40 olmuş, raporlarda gördüm… Babam da eğer derin uyku durumundaysa ondan dolayı bu kadar düşmüştür dedim, ama mesele kalp ritminin bozulmasıymış… Sonra ben çıktım yanına, ben yanındayken 90/60 dediler… Herhalde toparlıyor dedim…  Derin uykudaydı… Kulağına fısıldadıklarım:

Babacım, seni çok seviyoruz. Annem de benden sonra yanına çıkacak. Çok iyi olacaksın. İlaç bugün geldi, yarın vermeye başlayacaklarmış. Babalar günün kutlu olsun! Hediyen aşağıda… Hadi buradan çık da serviste uzun uzun sana doldurduğum şarkıları dinleyelim… Hadi babacım…

Annem çıktı sonra 120/80… Ama bu kadar kısa sürede bu kadar ani değişiklikler olmaması gerekiyor… Doktoru ile konuştuk… Annem yine umutlanarak sordu, bu durumu aşabilir miyiz? Doktor, aşamama ihtimalimiz daha yüksek, maalesef… 

Bizi eve gönderdiler, burada beklememizin bir faydası olmadığını söylediler… Eve gittik… Evde beklemeye başladık… Kalplerimiz üç küçük heyecanlı serçe oldu, yerinde duramıyor… Telefon her çaldığında kafesini kırıp çıkacak sanki… Ve o sefer yine… Telefonu annem açtı…

Eşinizin kalbi durdu, çok müdahale ettik, olmadı… Şimdi morga indirilmek için hazırlanıyor, başınız sağolsun…

Annem telefonu kapattı. Sadece bir sözcük söyledi… vefat… 19:40…

İçimden birini göremediğim engel olamadığım birileri zorla söküp aldı, canım o kadar yandı ki, nasıl haykırdığımı hatırlamıyorum… Eşim beni yatıştırmaya çalıştı… Sonra annem…

Annem hemen halamı aradı, babamın her zaman babasının yanına defnedilmek istediğini söyledi… Ertesi gün Cebeci Asrî Mezarlık’a parsel tapusu ile gidilmesi gerekiyormuş… Babamın ebedi istirahatgâh yeri netleşti…

Yağmur yağıyordu, zaman zaman da şiddetini artırıyordu… Hava soğuk, aldığımız haberle bedenlerimiz daha da fazla üşüyordu… Hastaneye gittik… Akrabalar, arkadaşlar ve babamın asistanları oradaydı… Babamızı görmek istedik, söyledik… Bizi acil kapısından morga götürdüler… Babam dolaplardan birinin içindeydi… Dolabı açtılar, beyaz bir beze sarmışlar… Yüzünü açtılar… Gözlerini ince bir bezle bağlamışlar… Hayatımda ikinci defa yaşamayan bir beden gördüm… İlki dayımdı… Dokundum, sıcaktı, fazla uzağa gitmiş olamazdı… Ağabeyim sarıldı, öptü ağladı… Annem de dokundu, sıcaklığını o da hissetmiş… Ayrılamadık bir türlü… Ayrılmamız lazımdı…  Her yer gözyaşı, hayal kırıklığı, darmadağın… Kalakaldık, gelemedik, gidemedik… Bekliyorduk, gelmeyecekti, biliyorduk… Ama bizim durumumuz evde kimse olmadığını bildiğimiz halde kapıyı yumruklamaya benziyordu… Babam orada değildi ama belki de her yerdeydi…

O gece artık yorgunlukla… 00:00’ı  geçtikten sonra…

Babamın en sevdiğim fotoğrafını da paylaşarak:

19 Haziran 2017…

Babalar gününde babamı kaybettik. Dün gece boğazımda bir yumru ile yataktan fırladım, nefes alamadım. Daha önce böyle bir hisle uyanmadım ben…

Babam benim dostumdu, yol gösterenimdi, hocamdı, kankamdı, birlikte doyasıya kahkaha attığım “Fahrettin”imdi. Aynı frekansta düşündüğüm, genlerini gururlanarak taşıdığım muhteşem adamdı. 
Babam! Bana sözler verdin, şimdiye kadar hepsini tuttun, daha yapacağımız çok şey vardı babam ya! 
Ben senin tatlı patlı Hazoş’un, senin gök mavisi gözlerine hayran, zekana tapan, serinkanlılığına imrenen, kimse icin bir kötü düşünceyi aklından geçirmemene öykünen küçük kızın seni çok özleyecek!
Yanımda hissediyorum seni, hiç gitmedin ki gözlerinin maviliklerinde boğulana kadar sana baksam, kaybolsam…. senin maviliklerinde kaybolsam da korkmazdım ben… SENİ ÇOK SEVİYORUM BABAM! Her zaman yanımda olacaksın! Aklınla, bana verdiğin ilhamla senin yolundayım, gurur duyuyorum seninle… BABALAR GÜNÜN KUTLU OLSUN!

MUHTEŞEM BABAM!!!! Meleğim!!! Her hareketimde zihnimde olacaksın… her nefesimde yanımda…

Sonra sabah kalktığımda, uyuyamadığım bir gecenin ardından… Annemlerde kanepede kendimi babam gibi hissederek uzanıyordum… Bunu paylaşmak geldi içimden 19 Haziran 2017’de sabah 7 sularında… 12 saat olmamıştı daha babam gideli…

Her sabah 6’da kalkar, en geç 8:30’da evden çıkar, her akşam 17:00 gibi eve gelirdin, saat gibiydin. Birazcık saatin sarksa endişelendirdik, “haber de vermedi, bir şey olmasın!!” diye kalbim pır pır seni düşünürdüm, ama yoldadır şimdi geliyordur, telefona bakmaya çalışıp da yoldan gözünü ayırır diye arayamazdım. Sonra on dakika içinde gelirdin ama… Seni çok seviyorum, kalbimin atış sebebi… Nasıl katlanırım sensizliğe? Nasıl geçer artık günler sensiz? Hiç sordun mu kendine? Bu kız kiminle böyle tatlı tatlı şakalaşır, kime bu kadar fazla ihtiyaç duyar diye? Babalar gününde yapmasaydın bari bitanem!..

Yapmamız gereken işler var, artık bambaşka bir gezegen, bambaşka bir zaman… o zamanda sen maalesef bizimle değilsin tatlım… Ama senin varlığını dün gece nasıl hissederek uyuduysam bundan sonra da sen benim yanımda olacaksın… senin varlığınla vereceğim tüm kararlarımı, senin varlık hissinle şekillendireceğim hayatımı, yapılması gerekenleri senin gibi düşünerek yapacağım. Hayatımda gördüğüm en iyi niyetli, en dürüst, en yardımsever adam!!!

Senin gibi olamam belki ama sen bana hayatı öğrettin.. bir de şunu dedin:

“Hayatta önüne geçemeyeceğin seylere üzülmeyeceksin.”

En son bana hayata dair konuşurken söylemiştin, “insan ömrü evrende bir kibrit çöpü kadar kısadır.” Kim söyledi demiştin hatırlamıyorum… Nietzsche mi demişti acaba? Söylersin bir ara…

Kızardım, söylenirdim birilerine, sen konuşturmazdın beni… Ben zannederdim ki, tanımadıklarını bana savunuyor, halbuki bana kıyamadığındandı, farkındaydım…

Senden hayatı ögrendim BABA, senden tahammül etmeyi, sabretmeyi, incelikleri görmeyi, hayata narin bir şekilde dokunmayı öğrendim…

Hiç gitme, hep yanımda kal, olur mu? Güzeller güzeli babam! Sana çok ihtiyacım var…

Bütün gün hayalet gibi gezdik evin içinde… Gelenler, gidenler… Oyalandık mı yani…

Ertesi gün 20 Haziran 2017… 36 saat sonra…

Bedenini bugün toprağa vereceğimizi bildiğim halde o kadar yanımda hissediyorum ki seni, kalbim o kadar seninle dolu ki babam, içimde sensizlikten dolayı en ufak endişe yok.

Gözümden süzülen yaşlara bakma, sana bakarken gözlerim hep gururdan ve mutluluktan dolardı zaten sen hayattayken bile… bunu sen de bilirsin, bilirsin çünkü sen de o kadar dik durduğun, o kadar şakacı olduğun halde senin de hemen gözlerin dolardı, baba-kız konuşmadığımız zamanlarda öyle haberleşirdik biz… yine öyle oluyor, biliyorum… senin zarafetin, hassasiyetin, kibarlığın ve üstün sezgilerinle de iletişim halindeydim ben…

Kalbim hala sıcak, hatta yanıyor, fazla uzağa gitmiş olamazsın!…

Yüreğimin, beynimin heryeri sensin bitanem, sen bensin… bir ömür sen bizimlesin babam!

Yolun ışıklı, o kadar parlıyor ki, gözlerim kamaşıyor aydınlığından…

SENİ ÇOK SEVİYORUM! Kalbim, ruhum, beynim, hücrelerimin yarısı, bana can vermeye fırsat bulmuş iki harika insandan biri…

Sonra babam hakkında yazılanları buldum internetten… Onlardan bazılarını paylaştım… Hepsi çok güzeldi… Bilmediğim tarafları olan bir babam… Aslında bu ülkenin ihtiyacı olan bir lidermiş… Asıl liderliğini yapmış, inisiyatif kullanmış ve “lider” olmayı reddetmiş… Bunları bilmiyordum… Öğrendim… Daha da fazla gururlandım…

 

Zeytin ağaçlarını seven, onları koruyan adam, kahraman babam! Çalışkan babam! Seni çok özleyeceğim babacığım! Senin ne kadar çok sevildiğini biliyordum ama şimdi iyice anlamış oldum! Şimdi cennete misin, bizimle misin, yoksa aynı anda her yerde misin? Bunu bilebilmemin olanağı yok… Biliyorum ama sen tüm hallerinle benim beynimdesin ve seninle ben ölene kadar gurur duyacağım…

DD1NyfgXgAIOh1S

“Merhaba, ben Alopecia Areata!”

Kendisiyle üç yıl önce bir Eylül akşamı tanıştık. Onu görür görmez dehşete kapılmıştım. O kalabalığın içinde onu farketmem bir mucize olarak değerlendirildi arkadaşlarım tarafından. Ama ben gördüm. Farkedilmeyecek gibi değildi. Tüm çıplaklığıyla karşımda duruyordu. Evet, tüm çıplaklığıyla. (Gerçekten!) Bir anda onu gördüğüm zamanki his beynime kazındı. Başta tiksinti duydum, korktum. Yapmam gerekeni biliyordum. Onu kafamdan atmam lazımdı. Her gittiğim yere geliyor, hiçbir anımı yalnız geçiremiyordum. Nişanlımla beraberken bile yanımızdaydı….

Adı: Alopecia Areata. Daha önce hiç karşılaşmadık. Gecenin bir vakti banyodan çıktım ve saçlarımı kuruturken onu hissettim. Parmak uçlarımdaydı. Korktum. Saçlarımı ayırıp baktığımda başımdaki o saçsız bölgeyi keşfettim. Benim gibi gür saçları olan birinin bunun farkına varması gerçekten bir mucize olmalıydı.

On altı yaşımdayken çok fazla sivilcem vardı. Her genç kadar değil, biraz fazla. Aslında dokuz yaşımdan beri sivilcelerimle cebelleşiyorum ama ergenlikle, sınav stresiyle, okuldaki tuhaf çocuklarla birleşince içinden çıkılamaz bir durum aldı. aynı noktadan üç ya da dört sivilcenin çıkması ve hiç dokunmadığım halde kendi kendine kanaması beni son raddeye taşıdı. Artık dalga geçilmesini istemiyordum. Herkes sabahları birbirini nasıl kucaklayıp öpüyorsa bana da öyle sarılsınlar, beni de öyle öpsünler istiyordum. Tiksinip kaçıyorlardı. Belki durumu kabullenseydim kendi kendine geçerdi ama bu yaşananlar kendime odaklanmamın önüne geçiyordu.

Doktorum bana Roaccutane isimli bir hap tedavisi uyguladı. Bu tedaviyi alabilmem için 18 yaşındna büyük olmam gerektiği söylendi. Annem istemeyerek hatta çok endişelenerek bu tedaviyi almama izin verdi. Endişelerine gelince, hapın bedende büyük değişimlere neden olması ve bu değişimlerin psikolojimi olumsuz etkilemesi. Depresyona varan yan etkileri olduğunu öğrenince tereddüt etti ama ilaç tedavisi kullanılmaya başlanınca korkulan olmadı hatta bende tam tersi etkilere neden oldu.

Bir kere bedende değişim görmek ilaç tedavisinin etkili olduğunun bir göstergesiydi. Eğer doktorun öngördüğü gibi dördüncü haftada dudaklarım çatlayıp kanamaya başladıysa tedavi normal seyrinde demekti. Doktorun dediği oldu ve dışarıdan bakıldığında Corpse Bride gibi görünmeme rağmen, (bilirsiniz, beyaz benizli, delik deşik yüzlü, çatlak ve yara olmuş dudaklarına rağmen o da çok takılmazdı başkalarının düşündüklerine) ben mutlu olmaya başlamıştım. Doktorum bana güven vermişti çünkü. Her dediği çıkıyorsa sivilcelerime öngörülen süre içinde veda edebilecektim. Söylediği gibi oldu. 9 ay sonunda sivilcelerimden dolayı beni alay konusu yapanlar, “sen öyle de güzeldin, neden bedenini kimyasallarla zehirledin ki?” diyeceklerdi.

Dört yıl sonra, 20 yaşımdayken nüksetti. Bu sefer daha tecrübeliydim, daha da olgundum. Yine 9 ay gibi bir süre kullandıktan sonra geçti. Şimdi yüzümü görenler bir zamanlar kanlı sivilcelerimle mücadele ettiğime inanamıyorlar. Şükürler olsun.

Şimdi yine aynı doktora gidiyorum. Üç yıl önce başıma darbeli iğne tedavisi uyguladı. bir ya da iki hafta sonra yeni saç kökleri çıkmaya başladı. Ama asıl aklıma takılan soru, eğer tedaviyi almasaydım saçlarım kendiliğinden çıkacak mıydı? Bu son sefer öyle olmadığını gördüm. Bir ayda ilk farkettiğim zamana göre daha fazla açıldı ve herhangi bir kıl kökü de görülmedi. Doktora tekrar gitmemin bu kadar ertelenmesinin sebebi bir türlü randevu alamamamdı. Bölge genişlemesine rağmen beklemeyi göze aldım. Dokuz kere darbeli iğne ile başıma atış yaptı. Beşinci seferde artık gözümden yaş gelirken atış yapılan noktalar da kanıyordu. Dokuza kadar çok yolumuz vardı. En sonunda ağlarken buldum kendimi. Şimdi yine moralim yerinde çünkü önceki seferlerde sonuç aldım. Bu sefer de alacağımı biliyorum.

Bu hastalığın latince adını bir türlü öğrenemediğim için ilk olarak onu yazarak başlamak istedim. Halk arasında bilinen adı, saçkıran.

Hem sivilce hem de saçkıran kalıtımsal hastalıklar aynı zamanda. Benimki nereden bana takılmış diye gizem yaratmaya gerek yok! Canım babam benim yaşlarımda sakalında saçkıranla tanışmış. Sivilcelerse kendini bildi bileli var. Onunki benimkinden farklı olarak yüzünde izler bırakmış ama gelişen ilaç teknolojisi benim yüzümde iz kalmasını önledi. Şimdi akciğer kanseri, size daha önce de yazmıştım. Bu lafın gerisini getirmek istemiyorum. Siz benim korkumu anladınız.

Babama bu kadar çok benzemek beni yine de mutlu ediyor. Gurur duyduğum, adını söylerken mutlu olduğum bir babam var. Daha uzun yıllar beraber yaşayacağız. Biliyorum. Bugün biyopsisi vardı. Yine güzel sonuçlar alacağız, biliyorum. Umudum hep var!

umut etmek