COVID-19 ve Çöp Sorunu

Hazel tarafından

COVID-19 ile ilgili bir yazmayan ben kaldım sanırım. Herkes edebi hale getirmek için pek çok isim verdi bu döneme. Kuşkusuz en fazla andığımız kişi Kolombiyalı yazar Gabriel García Márquez’dir. Bu dönemi yaşama “şansına” erişmiş insanlar “Kolera Günlerinde Aşk”a isim olarak benzettiler ve ortaya şöyle isimler çıktı:

IMG_0627

 

 

“Korona Günleri”, “Korona Günlükleri”, “Korona Zamanı”, “Anna Koronina”, korona korona korona… Ekşi Sözlük‘te bununla ilgili bir başlık bile var.

 

 

Herkesin bu konuda çok yazacak şeyi var. Evden çalışmaya başladığımızdan beri yaratıcılıklarımıza yaratıcılık, yeteneklerimize yetenek kattık. “Balkon demiri yalamayı” özledik. O kadar çok meditasyon, yoga, evde nasıl sıkılmazsınız içerikleri ile bombardıman altında kaldık ki, evde boş boş oturmanın ayıp olduğunu bile düşünmeye başladık. Kitap okuma önerileri çok klişe kaldı. “21. yüzyılda evde nasıl yalnız kalınır”ı çalışıyoruz insanlık olarak. Yalnızlığın ne kadar güzel bir şey olduğunu unutmuştuk. Aksine yalnız kalmanın “eziklik” olduğu ilkokul, ortaokul çağlarında beyinlerimize kazındı. Oysa yalnız kalıp kendi ihtiyaçlarının farkına varmanın lüks olduğunun büyük insanların başarılarının ardındaki en büyük sırlardan biri olduğunu COVID-19 sayesinde öğrendik.

Hastalığın tam olarak ne olduğu tanımlanamadan korkutulduk. Temel bilgiler bize yetmedi. Daha fazlasını istedik. Dezenfektan kullanmaktan kuruyan eller bile zaman zaman prestij aracı haline geldi. Dezenfektan bulmuş ve kullanabilmiş. Halbuki en başından beri suyun sabunun erişilebildiği bir ortamda dezenfektan kullanımına gerek olmadığı da söylendi, eldiven kullanımının çıplak ellerden daha riskli olduğu da.

Çöp Sorunu

Daha çok yakında 14 Eylül – 10 Kasım 2019 tarihleri arasında “yedinci kıta” temalı 16. İstanbul Bienali büyük ses getirmişken, COVID-19’dan sonra “atık” konusu farklı bir boyut kazandı. Ankara’nın en nezih semtlerinde bile yerlerde tıbbi atık görmeye başladık. Hem de sayısız! Maskeler, eldivenler… Bunları toplamak zorunda kalan, hala işine gitmek zorunda olan temizlik görevlileri var. Onların evden çalışabilmesi mümkün değil. Geçimlerini sağlamak zorundalar ve sağlıklarını riske atıyorlar. Hastalığın en hararetli zamanlarında takacak maske bulamadıklarını da hatırlatmak isterim.

Evden Çalışma İmkânı

Bu süreçte evden çalışabilen şanslı insanlardan biriyim. Evde kalmak bir tercih değil, zorunluluk bu dönemde ama uyuyup uyandığımız yerin keyifli olmaması kimsenin suçu değil. Zamanında evi “ev” yapmaya vakit bulamamış da olabilirsiniz. İnsanların böyle kriz dönemlerinden çıkabilmesini sağlayacak şeylerden biri de aslında eviyle çok da ilgilenmeyen insanlar için bir fırsat. Ben onlardan değilim. Çalışma ofisim bile rengarenktir. Saatlerimi geçirdiğim yerin bana ait olması hissini çok seviyorum. Evden çalışma zorunluluğunu “mecburiyet” gibi değil de “fırsat” olarak görmekte fayda var.

Tabi sosyalleşmenin önemi asla azımsanamaz. Sosyal varlıklar olarak insanlar iletişimde  kalmak zorundadır. Sosyalleşmemek insan ömründen çok götürür. Bunun araştırmaları bile yapılmıştır. Sizleri şu linkteki TED konuşmasına götürmek istiyorum. Sosyalleşmek güzeldir ve hayatı yaşanır kılar. Ama içinden geçtiğimiz zamanların sona ereceğini biliyoruz. Bu hastalık yüzünden çok kaybımız oldu ama biliyoruz ki en önemli şey mümkün olduğunca kurallara uymak ve bir değişiklik yaparak çok da sorgulamamak. Bu dönemde hastalıkla ilgili öne sürülen çok fazla fikir var. Resmi kaynakların önerileri dışında başka bir yeri takip etmemeye çalışıyorum. Takip ettiğim kaynaklar, Sağlık Bakanlığı ve Bilim Kurulu üyelerinin açıklamaları. Bir de anne, babalarımızın, aile büyüklerimizin Whatsapp gruplarından aldıkları “sıradışı”, kaynağı belli olmayan mesajları çürüten bir platform olan teyit.org‘u takip ediyorum. “COVID-19 Postası” başlığı ile bu konuyla ilgili ayrıntılı bilgilendirme de yapıyorlar. Takip etmek için abone olmanız yeterli. Daha fazla bilgi kafa karışıklığına neden oluyor.

Teşekkürü Hakedenler

Türkiye’de COVID-19’un ilk görüldüğü 11 Mart’tan bu yana yaklaşık bir buçuk ay geçti. İmkânı olanlar ve işi elverenler evden çalışmaya devam ediyor ama burada hassasiyetle üzerinde durulması gereken meslek grupları var. Normal koşullarda bile pek çok hastalığa maruz kalma riski ile karşı karşıya kalan insanlar ilk başta sağlık çalışanları. “Sağlık çalışanları” çok geniş bir grubu kapsıyor. Açık hava bile olsa pazar yerlerinde belli bir mesafede maskesiz durulmaması söylenirken, kapalı alanlarda saatlerce hastalarla iç içe mesleklerini sürdürmek zorunda kalan insanlardan bahsediyorum. Tabi maalesef bu hastalığa yakalanan çok sayıda sağlık çalışanı var. Arkadaşlarım arasında da çok fazla sağlık sektöründe gece gündüz demeden, evlerine gidemeden çalışanlar var.

Bu dönemde temizlik çalışanları, okula gitmek istemiş, aileleri tarafından gönderilmemiş çok sayıda kadın var. Hayatlarını başkalarının evlerini temizleyerek devam ettirmeye çalışıyorlar. Bu dönem onları daha iyi anlamamızı sağladı. Bizim sorumlu olduğumuz kendi evimiz ve hafta bir defa temizlediğimiz yer. COVID-19 yüzünden artık bir süredir çalışamıyorlar. Çalıştıkları dönemde her gün aynı işleri çeşitli büyüklüklerdeki evleri temizleyerek geçimlerini sağlamaya çalışan bu kadınları daha iyi anladım. Elleri dert görmesin. Hayatlarımızı kolaylaştırdıkları için bir teşekkür de onlara. 👏🏻

Süper market çalışanları ve kuryeler… Normal zamanda da kuryeler konusunda hassas olunması gerektiğini düşünenlerdenim. Böyle dönemde kuryelerin ya da marketlerin siparişleri geç getirmesi ya da karıştırması çok normal. Marketlerde rafları kıtlıktan çıkmışçasına boşaltmanın anlamı nedir? Zaten arı gibi çalışan, tüm günü koşturarak geçiren market çalışanlarına hakaret etmek, bağırıp çağırmak nasıl bir vicdansızlıktır? Bu da yetmiyormuş gibi, sosyal medya üzerinden siparişleri zamanında gelmedi diye marketleri ve kuryeleri aşağılamak ve onlara hakaret etmek nasıl bir şuursuzluktur? 20 yaş altı ve 65 yaş üstü bireyler için demiyorum ama yine belli kuralları gözeterek dışarı çıkabilen bizler, çıkabiliyorken neden sipariş vererek insanların sağlıklarını riske atıyoruz? Bizim karşı karşıya kaldığımız risk 1 ise onlarınki 1000. Bu konuda daha duyarlı olalım, insanları düşünelim.

Biz Ne Yapabiliriz?

Kendimizi sorgulayabiliriz mesela. Bu süreçte aynı evi paylaşan insanların birbirlerini hiç tanımadıklarını itiraf ettiklerine denk geldim. Gerçekten bilinçli ve duyarlı çiftler dışında ciddi sorunlar yaşayan insanların olduğunu biliyorum. COVID-19, #EvdeKal süreci sona erdikten sonra boşanmaların artacağı gibi bir beklenti var. #kadınayönelikşiddet yüzünden hayatını kaybeden çok kadın oldu, aile dağıldı. Çok şey öğreneceğimiz bir dönem.

  • Sabırlı olayım derken kendinizi sinirlendiğiniz konu ya da kişi üzerinden doldurmayın. Deşarj olmanızı sağlayacak şeyler mutlaka vardır. (Sigara ile de deşarj olunuyor diye duyuyorum sağdan soldan.  (hiç içmediğim için bilmiyorum tabi.))
  • İlla da bir hobi ile kendi yeteneklerinizin kapısını tıklatmak zorunda değilsiniz. Yetenek vardır ama heves yoktur. Zorlamayın kendinizi boş oturmak da bir ihtiyaçtır.
  • TV’de sonsuz sayıda COVID-19 konulu program var. İzlemeyin. O programlar çoğunlukla biz izleyelim diye değil, programcılar işlerini yapmak zorunda kaldığı için yapılıyor. İzleseniz de izlemeseniz de mesleklerini yapmaya devam ediyorlar. Psikolojiyi harap eden programlar oluyor genelde. İzleyecekseniz 19:00’da başlayan haberleri izleyin. Beyniniz yanmasın.
  • Aynı evi paylaştığınız insanların yaşam alanlarına saygı gösterin. Örneğin, müzik dinliyorsanız kulaklık takın, herkes sizin dinlediğinizi dinlemek istemeyebilir. Bu da başka bir tartışma sebebinin ortaya çıkmasına neden olabilir.
  • Sipariş vermeyin, marketten kendiniz alın. Hem hareket olur.
  • Bu sürecin geçici olduğunu bilin. Hayatlarımıza devam edeceğimizi, yine eski koşulları (çoğunlukla) yaşamak durumunda kalacağımızı unutmayın.